Son Yazılarım
- Türk faşistleri, Kürt faşistleri
- Eski Gazeteler Nasıldı, Eski Yazarlar Kimlerdi?
- En İdeal Ekonomi Modeli Hangisidir?
- Network Marketing şirketleri nasıl Para dolandırıyor?
- Kemalist Elitler Cemaati'nin Küfürcü Medyası
- İngilizlerin Anketi: Yaratılış okullarda anlatılmalı
- Okul katliamlarının nedeni: evrim teorisi
- Necip Fazıl Türk gazetelerini nasıl analiz etti?
- Hürriyet'teki "Güzin Abla" Ergenekon'un Neresinde?
- Mustafa Kemal'in yakın arkadaşlarını kim astırdı?
- Yeşilçam'ın Ünlü Senaristi Ayşe Şasa'nın Ruh Macerası
- Televizyon ile Yaşamanın Yolları
- "Sağ Kalan Ruh" ve Vatan Gazetesi
- Unutulmaz, Kış Masalı, Nefes Dizileri Ne Anlatıyor?
- Halkımız Magazin Peşinde !!!
Kategorilerim
Arkadaşlarım
Bağlantılarım
Nostaljik TRT dizisi: Beyaz Gölge (white shadow)
4/11/2009 ·
TRT'nin siyah-beyaz ve tek kanal olduğu 1980'li yılların hemen başlarında, bir cumartesi akşamı yayına giren yeni bir Amerikan dizisiyle tanışmıştık: “Beyaz Gölge”…
“Beyaz Gölge”, NBA'da başarılı bir oyuncu olan Ken Reeves'in bir lig maçında ayağına darbe alıp sakatlanmasıyla başlıyordu. O ilk bölümün sonunda doktorlar, bacağında alçılarla hastanede yatan kahramanımıza “aldığı darbeyle birlikte spor kariyerinin bittiğini” açıklayıp, kendisine bundan sonraki hayatı için yeni bir meşgale bulmasını önermekteydiler.
Chicago Bulls oyuncusu Reeves, sonunda kaderine boyun eğerek, maişetini temin etmek üzere Los Angeles'ın kenar mahallelerinden birindeki Carver Lisesi'ne beden eğitimi öğretmeni olarak başvuruyordu.
Burası, büyük bölümü siyah ve hispanik(ispanyol) kökenli gençlerden oluşan, hiç bir alanda başarı elde edememiş, “bitik” bir okuldu. Çoğu “sürgün” edilerek gelmiş öğretmenler, o bölgedeki suç dalgasından dolayı alabildiğine bezgin ve ürkek, öğrenciler ise geleceklerinden umutsuz görünmekteydiler. Öyle ki okulun sefaletinin -her bölümün jeneriğinde ekrana gelen “Carver High School” tabelasındaki ilk “o” harfinin yerinden düşüp tekrar yaptırılamamış olması üzerinden- simgelendiğini hâlâ bütün canlılığıyla hatırlıyorum.
“Sözleşmeli öğretmen” statüsünde kabul edilen Reeves, aynı zamanda okulun basketbol takımının başına “koç” olarak geçer. Lâkin, ne takım! Uzun boylu ve komik zenci Warren Coolidge, Latin kökenli Ricky Gomez, başı dertten kurtulmayan İtalyan göçmeni Mario 'Salami' Pettrino başta olmak üzere, her biri diğerinden cins mensuplarıyla akıllara zarar bir topluluktur bu…
Koç, varoş hayatının kendilerine kazandırdığı her türlü olumsuz davranışı sergileyen hoyrat öğrenciler ve onların dertleriyle de boğuşmak zorundadır. Ancak adamımız, üç sezon süren dizinin finalinde Carver'ı liselerarası basketbol turnuvasının şampiyonu yapar. Bu kupa, bütün o gariban çocukların da kendilerine güvenini yerine getirecek ve bazılarının burs kazanarak eğitim hayatlarını sürdürmelerine vesile olacaktır.
Sınırlı imkânlarına karşın, ezik gençlere yıllar yılı hem güvenilir bir ağabey, hem sevecen bir baba, hem de hayat yolunda doğru akıllar veren bir kılavuz olmaya çabalayan iyi kalpli koç Reeves'in mücadelesi, dünyanın dört bir köşesinde “Beyaz Gölge”yi heyecanla izleyen milyonlarca yeniyetme gibi, Türkiye gençliği olarak bizleri de mest etmişti.
Dizinin basketbolu sevdiren, bu sporun kurallarını hiç bilmeyenlere dahi öğreten muhteşem anlatım tekniğinden dolayı, hepimiz basketbol alanında birer “allame”ye dönüşüvermiştik!
Millî Eğitim Bakanlığı yetkilileri de, basketbol potası bulunmayan bütün okulların bahçesine ardı ardına potalar diktirmeye başlamıştı.
Ülkede yaşanan basketbol furyasında bizler kendimizi dizinin kahramanlarıyla özdeşleştirirken, beden eğitimi öğretmenleri de Reeves'in insancıl tarzını örnek alıyor, spora hevesli çocuklara özel bir ilgi ve destek vermeye çabalıyorlardı.
Ülkemiz televizyonlarının, ekranları her geçen gün biraz daha kuşatmakta olan yoğun görsel-işitsel kirlilik karşısında, şimdilerde gerçekten de yeni bir “Beyaz Gölge” mucizesine ihtiyacı var. Dahası, aynı türden yapımlar bugün yayınlansa, yine benzer türden bir kitlesel ilgi yakalanabilir. Yeter ki birileri ekranda baldır-bacak ticaretini ve siyah takım elbiseli bir takım tiplere “racon edebiyatı” yaptırmayı bırakıp, böylesine pozitif mesajla donatılmış diziler çekmeye niyetlensin…
Görün o zaman, gençliğin davranış kalıpları bir kaç yıl içinde nasıl da hissedilir biçimde değişiyor! Çocuklar ve gençler kendileri için sürekli bir “model insan” arayışıyla büyürler. Onlara inatla iyiyi, güzeli ve doğru olanı sunarsanız, bir süre sonra ister istemez bu standartlara alışacaklardır. Toplumsal organizma içinde iyilik de kötülük de aynı düzeyde bulaşıcı birer davranış biçimi çünkü…
Ali Murat Güven(Yeni Şafak)
Yazı yer yer kesilmiş ve kısaltılmıştır.
Yorum (0) Yorum yaz! Arkadaşına Gönder!
0 yorum yazılmıştır